eksik, yanlis bilgiden yola cikip, dogmatik bir sekilde kabul edip, onu evrensel bir gercekten saymaktir. yapilan bu perverse eylem sonrasinda da, varilan sonuclari savunarak ve baska insanlara aktararak bir ulusal kultur haline getirmektir. bu tip bir kulturun altyapiya sahip olmayisi, ileriki asamalarda, ona destek cikarmayi ve onu dis kritiklerden korumayi gerektirir; bu eylem gucle, zorla ve otorite ile gerceklesir. gercekleri taniyan ilk nesiller asilinca gerisi daha kolaydir, yeni nesiller bu yapilan eylemin etkisinin karsisinda daha zayif olurlar genelde. bu sistemin oturmus oldugu bir toplumda, “mutsuz bir vicdana” sahip olan kisilikler tehlike olarak gorulmeye baslarlar. elbet, gun gelirki bu kisilikler saf disi birakilirlar, baskalarinin vicdanlarina ulasmasinlar diye.
devlet egitim ve ogretim politikasi uzerinde sahip oldugu guc ile bir milletin, kulturel yapisini ve gelecegini elinde tutar kanimca. okul ders kitaplari, bir toplumun sahip oldugu ve sahip cikmasi gerektigi en onemli unsurlardir. okul kitaplarinin icinde yazanlar, okuyan kisi (genelde ogrenci, ve ogrenmeye acik insan) tarafindan hicbir zaman kusku ile bakilmaz; ordakiler kayitsiz sartsiz gercektir. bir toplumun kulturel yapisini en cok etkileyen unsurlardan biri olan bu kaynaklarin dejenerasyona ugramasi, gerceklerden saptirilmasi, bir devletin kendi milletine yapabilecegi en acimasiz kotuluktur bence. koca bir toplumu dis dunyaya karsi “aciz” birakmanin disinda, o toplumu dis dunyadan isole etmeye ve herkesin dusman oldugu dusuncesine iter.
kucuk yaslarda edinilen bu egitimi, tekrar ele alip objektif bir bakic acisi ile inceleyebilencek yasa gelindiginde genelde karsimizda, anti-tez olarak sadece bir kac tane “mutsuz vicdanin” sundugu bilgiler cikiyor. neden simdi yillar boyunca sahip oldugumuz kulturun, bilginin, gercegin dogrulugunu, azinlik diye bile nitelendiremiyecegimiz bir kac kisinin dusuncesine gore, soz konusu edelim sorusu doguyor dogal olarak icimizde. tabi artik kurellesmis bir dunya da, bilgiye ulasmak, bazi gercekleri tekrar tartisma konusu haline getirmek, ozellikle yabanci dil bilen insanlar icin, gecmise gore daha kolay. nitekim problemler dunyanin boyle bir evolusyona ugramasi ile basladi; devlet eski sahip oldugu hegemonyasini koruyamamaya basladi ve insanlarin icinde soru isaretleri dogmaya basladi.
en basta yapilmis olan hatayi telafi etmek cok zordur; bazi seyleri kabul etmek, yillar boyunca topluma yapilmis olan bu haksizligi ortaya cikarmaktan ote pandoranin vazosunu acmaya benzer. ama kanimca yapilmasi gereken bir seydir, zamaninda fransiz cumhurbaskanin soyledigi gibi bir “etude de memoire” yapilmasi ve toplumu kendi tarihi ile barismasi sarttir.
baslik belki ilk bakista, toplumun ya da sadece bir kisinin negatif bir ozelliginin tanimlamasi gibi gozuksede, bu tip bir durumdaki en buyuk sorumlu politik ve siyasi gici elinde tutan ve bu araci belirli bir amac icin kullanan orgutun yani devletindir bence; evet toplumun, belirli bir sorumlulugu vardir, o bu durumun gerceklesmesine izin vermistir, ancak simdi onu daha buyuk bir sorumluluk bekler, gelecek nesilleri kapsayan bir sorumluluk: bu duruma son vermek ve hesap sormak.
yeri gelince, hepimiz bir olduk ve fransanin ermeni soykirimi yasa tasarisini elestirdik, birakin tarihi tarihciler yapsin dedik, ama su an turkiye nin gercegide fransanin yaptigindan farkli degil, hatta belki daha da aci; 80 yil boyunca belirli bir resmi ideoloji enjekte edildi insanlara ve resmi ideoloji icerisinde toplumun kendi tarihi hakkindaki eksiklikler bulunuyor. bu fransanin ki gibi baska bir ulkenin tarihini ilgilendirmiyor, bu kendi tarihimiz, buna sahip cikmak, bunun hakkindaki gercekleri ogrenmek ve bunu vermeyenlerdende zorla almak bizim gorevimiz.
bu tip bir politikanin uygulanmasinida yadirgamak bazi acilardan zor aslinda; yuzyillar boyunca dini kurallara gore yonetilmis bir millete, 10 yil icerisinde apayri degerleri aktarmak elbetteki kolay olmadi ve dogal olarakta belirli sorunlar yaratti. sonuz olarak tabikide otoritenin kullanilmasi gerekti bu yeni sistemi korumak icin ama sonuc olarak “din”gibi dogmatik bir degerin ortadan kaldirilisi toplumda buyuk bir bosluk yaratti, ve onun yerini ne yazikki bu resmi ideoloji aldi. nitekim su an kemalizm adini verdigimiz ama ataturkun dusuncesinden artik cok uzak kalmis olan ideoloji din ile ayni dogmatik tabani paylasiyor. bu derece mozaiklesmis bir millet icerisinde ortak bir deger olarak sadece ne yazikki bu ideoloji bulunuyor, ve zamaninda demirel inde dedigi gibi, kemalizme dogmatik bir yaklasim su anda turkiye nin toplumsal birligini korumasi icin tartisilmaz bir kosuldur. bu resmi ideolojiye elestirel yaklasim turkiyenin toplumsal birligini sarsabilir, ve nitekim bu su an yasadigimiz surecte gerceklesmekte.
kanimca, toplumun bu resmi ideolojinin etkisinden kurtulup, kemaliz min oz halindeki degerleri benimsemek, ve bu ideolojiyi tarihsellestirmek turkiye nin bu surec icerisinden saglikli cikabilmesinin tek yoludur. bir ulkenin vatandasi olmak belirli bir toplumsal ve kulturel birligi saglamaya yeterli olmalidir, ancak bunun gerceklesmesi icin toplumun kendi tarihi ile barisik olmasi lazim.
Kasım 3, 2007...1:21 pm
cehaleti kultur haline getirmek
Yorumlara Git